Anadolu’da bir işaretin ömrü, onu taşıyan malzemeden uzundur. Taş aşınır, altın erir ve yeniden dökülür; ama başak, göz, düğüm aynı anlamı yüzyıllar boyunca taşımaya devam eder. Bir sembolü kalıcı kılan şey estetik değeri değil, bir topluluğun onunla ne yaptığıdır.
Bunu en iyi mezar buluntularında görürsünüz. Bir yüzüğün üzerindeki işaret, sahibinin kim olduğunu değil, neye inandığını söyler. Zenginlik gösterişi çabuk eskir; aidiyet beyanı eskimez. Bu yüzden müzelerde en çok tekrar eden formlar, en pahalı olanlar değil, en çok anlam yüklenmiş olanlardır.
Anadolu buluntularında tekrar eden formların çoğu, statü değil koruma ve bereket anlatısı taşır.
Bir işaret, taşıyanı öldükten sonra da konuşmaya devam ediyorsa semboldür; konuşmuyorsa süstür.

Alıntı ile tasarım arasındaki fark
Modern tasarımın buradaki sınavı şu: bir formu alıntılamak kolaydır, onu yeniden anlamlandırmak zordur. Antik bir motifi büyütüp bir yüzeye basmak alıntıdır. O motifin neden var olduğunu anlayıp bugünün insanına aynı işi gördürmek ise tasarımdır.
D’Evin’in işaret seçimlerinde aranan ölçü bu: parçanın taşıdığı sembol, sahibinin kendisi hakkında sessizce bir şey söylüyor mu? Söylemiyorsa, ne kadar güzel olursa olsun, bir mevsimlik desendir.


